Otuz sekiz yaşındayım ve evli değilim. Bir süre ilişkilerim oldu, bazıları iyi gitti, bazıları gitmedi. Çocuk sahibi olmayı her zaman istedim ama hayatın doğru zaman sunmasını bekledim. Bir noktada fark ettim ki beklemek artık bir strateji değildi, bir risk oldu. O noktada kendime sordum: Ben bu çocuğu tek başıma istemeye hazır mıyım? Cevap evetti. Bu tek cümlelik cevap, iki yıllık bir yolculuğun başlangıcı oldu.
Kararımı ilk kez anneme anlattığımda uzun bir sessizlik oldu. Sonra bana “sen kim istersen ol, bense senin annenim” dedi. Bu cümle bugün hâlâ kulağımda. Bazı konuşmalar ömür boyu sürer.
Kıbrıs'ta yaşıyorum, kliniklerde bu konuda deneyimli doktorlar var. İlk randevuyu hazırlanarak gittim. Bir sürü soru listem vardı: Bu yaşta başarı oranlarım, hangi protokoller, donör seçim süreci, yasal boyutlar. Doktor bütün soruları tek tek cevapladı. Benim en çok ilgimi çeken şey donör seçim sürecinin nasıl işlediğiydi. Bana anlattı: Spermlerin bağışçıları belirli sağlık ve genetik testlerden geçiyordu, bağışçıya dair belli başlı bilgiler (kan grubu, göz rengi, boy, eğitim düzeyi, hobileri gibi) anonim bir şekilde sunuluyordu. Bu bilgilerle bir “profil” seçiliyordu ama kimlik bilgisi hiçbir zaman açılmıyordu.
Doktorumuz bana ilk etapta rahim içi aşılama (IUI) denemeyi önerdi, çünkü yumurtalık rezervim makul düzeydeydi ve tüplerim açıktı. Üç denememiz oldu, üçü de olmadı. Bu üç deneme aslında bana süreçle ilgili değerli bir şey öğretti: Bekleme tek başına yaşamak daha farklıydı. Bir partner olsa bu bekleme en az paylaşılabilecek bir şeydi. Yalnızken sadece sizin içinizde, kendi odanızda, kendi gecenizde geçiyor. Bu yalnızlık kötü bir şey değildi ama fark edilmesi gereken bir şeydi.
Dördüncü deneme için tüp bebek sürecine geçtik. Stimülasyon dönemini tek başıma yönettim. Sabahları iğnelerimi kendim yaptım. İlk iğneyi yaparken iki kez vazgeçtim, sonra üçüncüde elim titremeden yaptı. O gece kendimi bir şekilde onurlu hissettim. Tek başıma duruyordum ve o anda güçlüydüm.
Yumurta toplama gününde bir arkadaşım beni kliniğe götürdü. Ona süreci detayıyla anlatmıştım, o da benim yanımda olmak istemişti. Onun orada olması, hiç tanımadığım bir duygunun kapısını araladı: Yalnız anne olmak, tek başına anne olmak değilmiş. Etrafımda destek olan insanlar vardı; sadece evlilik çerçevesinde değil, başka türlü bir bağla. Annemin, kız kardeşimin, üç yakın arkadaşımın destek ağı beni bu süreçte taşıdı.
Donör embriyo oluştuktan sonra bana seçenekler sunuldu. Taze transfer veya dondurulmuş transfer. Doktorumla konuştuktan sonra dondurulmuş transferi tercih ettik çünkü vücudumun toparlanması için bir ay kazanmak istedim. O bekleme ayında ben kendime baktım. Yürüyüş yaptım, iyi uyudum, düzenli beslendim. Kendime söylediğim şey şuydu: Bu bebek, nasıl bir bedene geliyorsa o şekilde karşılanmalı.
Transfer günü kız kardeşim yanımdaydı. Ondan önce yaşadığım üç IUI denemesinde hep yalnız gitmiştim. Bu sefer yalnız olmamayı seçtim ve bu seçim bana çok iyi geldi. Oda soğuktu, kız kardeşim elimi tuttu. İşlem kısa sürdü. Eve birlikte döndük, akşama kadar yanımda kaldı.
İki haftalık bekleme sürecini yavaş geçirdim. Hiç çalışmamak gibi bir lüksüm yoktu ama iş yükümü hafiflettim. Akşamları tek başıma olmak eski günlerde hoşuma gidiyordu; o dönemde ise bir miktar zorluyordu. Bir arkadaşımla haftada iki akşam video konuşma yaptık. Sadece günün nasıl geçtiğini anlatmaya yetiyordu.
Beta sonucu pozitif geldi. Ben o an evde yalnızdım. İlk önce bir şey hissetmedim. Sonra telefonu elimden bıraktım ve oturdum. Salon sessizdi. Bir süre bu sessizliği dinledim. Sonra annemi aradım. Anneme “bebek oldu” dediğimde telefonun diğer ucunda sessizlik oldu, sonra ağladığını duydum. İkimiz de ağladık.
Bugün kızım yedi aylık. Onun babası hakkında bana bir gün ne söyleyeceğim sorusu kafamda duruyor. Bir psikologla bu konuyu şimdiden konuştum. Çocukluk döneminde yaşa uygun, dürüst bir anlatı kurmanın önemli olduğunu söyledi. Bunu zamanı gelince yapacağım. Şimdilik onu sevmek, onunla büyümek benim görevim.
Yalnız anne olmayı düşünen kadınlara söyleyebileceğim şey: Kararı kendinize güvenerek verin ama destek ağınızı da küçümsemeyin. Yalnız anne olmak tek başına kalmak demek değil. Medikal, yasal ve psikolojik olarak ne tür bir süreçten geçeceğinizi iyi öğrenin. Bu yolculuk çoğu zaman anlatılandan daha zorludur ama aynı zamanda beklediğinizden daha güçlü hissettirir. Kendinize inanın.