Tamamlayıcı yöntemlere merakım, süreç başlamadan öncesine dayanıyordu. Ama sürecin içine girince bu merakım bir arayışa dönüştü. Bedenim ve zihnimle daha yakından ilgilenmeye başladığımda, elimdeki araçların genişlemesi gerektiğini hissettim.
Önce meditasyondan başladım. Çünkü en ulaşılabilir olanıydı. Telefonuma bir rehberli meditasyon uygulaması yükledim. İlk gün beş dakika bile zor geldi. Zihnim sürekli başka yerlere kaçıyordu. İkinci haftada on dakikaya çıktım. Bir ay sonra günlük ritüelime dönüşmüştü. Meditasyonun bana öğrettiği şey “zihni susturmak” değildi; zihnin sesini fark edip onunla savaşmamak oldu. Bu ayrım bana yabancıydı, çok iyi geldi.
Meditasyonla aynı dönemde yoga derslerine başladım. Haftada iki kez, bir stüdyoya gittim. Ders seçerken daha nazik, onarıcı tarzda olanlara yöneldim. Süreç içindeyken çok zorlayıcı fiziksel aktiviteler bana uygun gelmiyordu. Eğitmenime genel olarak dönemimden bahsettim, detaya girmedim. O da derslerde hangi pozları benim için uygun bulduğunu belirtti. Bu iş birliği bana güven verdi.
Yoga stüdyosu zamanla benim için bir sığınak oldu. Haftanın iki akşamı telefonu kapatıp kendi bedenimle geçirdiğim bir saat, günün geri kalanını da renklendiriyordu. Nefes egzersizleri özellikle bekleme dönemlerinde bana çok yardımcı oldu. Burnumdan yavaşça aldığım nefesin göğsümü açışını hissetmek, kafamdaki gürültüyü azaltıyordu.
Akupunkturu daha sonra denedim. Doktorumla bu konuyu konuştum çünkü tamamlayıcı bir yöntemin tıbbi sürecimle çelişip çelişmediğinden emin olmak istedim. Bana genel çerçevede bilgi verdi, sakıncası olmayan bir yaklaşım olduğunu söyledi. Bunun üzerine güvenilir bir uygulayıcıya gittim. İlk seansa gerginlik ile gitmiştim; iğnelerin nasıl olacağını bilmiyordum. Ama iğneler çok ince, batış hissi çok hafif. Seans süresince ben daha çok bir sakinleşme yaşadım; uygulayıcının sakin sesi, odadaki hafif müzik, koyu ışık. Seanslarım genellikle haftada bir oldu. Bu saat bana yalnız kalma, düşünme ve bedenimi dinleme fırsatı verdi.
Üç yöntemin benim için çalışma biçimi farklıydı. Meditasyon, günlük zihin bakımıydı. Yoga, bedensel ve nefes düzenlemesiydi. Akupunktur, derin bir durma molasıydı. Üçünü birden yapmak başlarda çok göründü; birkaç ay sonra bu üçü birbirini desteklemeye başladı. Ama şunu vurgulamak isterim: Bu yöntemler tıbbi süreçle yer değiştiren şeyler değildi, onun yanında duran şeylerdi. Bu ayrımı kendime sık sık hatırlatıyordum çünkü internet okurken bazen bu sınır bulanıklaşabiliyor.
Eşim de bazı şeylere katıldı. Özellikle nefes egzersizlerini beraber yaptığımız akşamlar oldu. Başlarda biraz utangaçtık; “biz ne yapıyoruz” hissi vardı. Ama on dakikanın sonunda ikimiz de rahatlamış hissediyorduk. O zamandan sonra bazı akşamları bu şekilde bitirmek ikimiz için bir ritüele dönüştü.
Bütçe konusu önemliydi. Akupunktur ve yoga kendi maliyetleri olan yöntemlerdi. Hepsini her ay yapmak her zaman mümkün olmadı. Bazı aylar sadece meditasyona yöneldim çünkü ücretsizdi. Bu esneklik bana bu pratiklerin “kural” değil “araç” olduğunu hatırlattı. Araçlar ihtiyaca göre kullanılır, ihtiyaç hep aynı değildir.
Dikkat ettiğim bir şey de mucize beklentisi kurmamaktı. Bu yöntemlerin hiçbirinin bana kesin bir şey vaat etmediğini biliyordum. Onları yapmamın sebebi bir sonuç garantisi değildi; sürecin içinde daha sakin, daha bağlantılı hissetmekti. Bu farkındalık beni hayal kırıklığından korudu.
Geriye dönüp baktığımda, tamamlayıcı yöntemlerin bana verdiği en büyük şey, kendi bedenimle olan ilişkimi değiştirmesi oldu. Eskiden bedenim bana sadece sinyal gönderen bir mekanizmaydı; şimdi onunla konuşabildiğim bir ortak oldu. Bu değişim sürecin sonucundan bağımsız olarak benim için değerli. Herkese aynı yöntemler uymayabilir; önemli olan kendi bedeniniz için hangilerinin iyi geldiğini, hangilerinin zamanla hayatınıza doğal şekilde yerleştiğini keşfetmek. Benim açımdan bu keşif süreci, zorlu bir dönemde nefes almayı kolaylaştıran küçük bir yan yol oldu.