Kırk beş yaşındayım. Bir çift olarak ikimiz de kariyerimize çok yatırım yapmış insanlardık. Gençken çocuk istediğimi söylemedim diyemem ama her dönemde önüme başka bir şey çıktı. Üç yıl önce eşimle “artık denesek mi” sohbeti başladı. Ben dört iki, eşim elliydi. Üç yıldır denemeye devam ediyorduk, önce doğal yoldan, sonra IUI, sonra IVF. Kırk beş yaşıma geldiğimde dördüncü IVF denememdeydim.
Doktorum bana her randevuda aynı şeyi söylüyordu: Sayıları kabul etmemiz gerekiyordu. Kırk beş yaşında yumurta kalitesi, kromozom anomalisi oranları, embriyoda ötploid bulma olasılığı — bunların hepsi benim için şu anda olumsuz yönde eğimli. Canlı doğum oranı kendi yumurtamla bu yaşta yüzde birlerdeydi, belki altındaydı. Rakamı ilk duyduğumda içim burkuldu. İkinci duyduğumda biraz kızdım. Üçüncü duyduğumda nihayet “peki” dedim.
Doktorum bana iki seçenek sundu. Biri, son bir siklus daha deneyelim, ama sonucun olumsuz olma ihtimalinin yüksek olduğunu bilerek. İkincisi, donör yumurta sürecine geçmek. Üçüncü gizli bir seçenek daha vardı ki bunu kendime saklıyordum: vazgeçmek. Eşimle bu üç seçeneği masaya yatırdık. Çok uzun bir hafta geçirdik.
O hafta bana bir şey öğretti. İnsan bir yaşa geldiğinde eskisi gibi üç yıllık planlar yapmıyor artık. Üç ay sonrasını düşünüyor. Ben de o haftalarda şöyle sordum kendime: Ben üç ay sonra ne hissediyor olmayı istiyorum? Cevap netti: Denenebilecek her şeyi denediğimi bilmek istiyordum. Bu cevap beni son bir kendi yumurtamla siklus denemesine itti.
Stimülasyon dönemi önceki üç siklustan da kısaydı. Yumurtalıklarım bu yaşta artık çok az yanıt veriyor. Beş folikül gördü ultrasonda, üç yumurta toplandı, iki tanesi olgundu, bir tanesi döllendi. Bir embriyom oldu. Sadece bir. Beşinci güne kadar takip edildi, kötü bir gelişim göstermedi, transfer edildi. Ötploid olup olmadığını bilmiyorduk çünkü tek embriyoda PGT-A yapmanın bu aşamada ek bilgi sunmayacağını söyledi doktor; transfer ya da atma kararı olacaktı, biz transferi seçtik.
Transfer günü beklediğimden daha sakindim. Çünkü artık çok fazla umut kurmuyordum. Umut kurmamayı da öğrenmiştim. Bu garip bir ustalık. Beta sonucu negatif geldi. Evde kendime uzun bir süre yas tuttum. Eşim yanımdaydı ama birbirimize çok az konuştuk. Konuşacak şey yoktu, sadece hissedecek şey vardı.
Üç ay sonra donör yumurta konusunu masaya yeniden koyduk. Bu aradaki üç ayda ben kendime bir terapi süreci başlatmıştım. O terapide şunu fark ettim: Donör yumurta fikri bana başta zor gelmişti çünkü “genetik olarak ben olmayacak” düşüncesi vardı. Ama terapistim bana sorduğu bir soruyla bu kilidi açtı: “Çocuğunuz için siz ne istiyorsunuz?” Cevabım “sağlıklı, sevgi dolu bir yaşam” oldu. Bu cevap genetiği içermiyordu. O an fark ettim.
Donör yumurta sürecinde vücudum çok daha az yüklendi. Bir dönör için hazırlanmış yumurta, eşimin spermiyle döllendi. Bize gelen embriyolardan birini transfer ettik. Kırk beş yaşımda bir rahim, genç bir yumurtayla buluştuğunda, vücudum bana şaşırtıcı bir şekilde iyi yanıt verdi.
Beta pozitif geldi. İlk üç ay boyunca ben buna inanamadım. Her ultrasonda “hâlâ var mı?” diye sordum. Yirminci haftada ultrason cihazı tarafından “bebek çok iyi gelişiyor” cümlesini duyduğumda ben ilk kez içimde bir mutluluğun tam yerleştiğini hissettim.
Gebeliğim yüksek riskli kategoride izlendi çünkü yaşım ve donör yumurta olsa bile benim bedenim kırk beşin bedeni. Tansiyonumu haftalık ölçmem, diyetime dikkat etmem gerekiyordu. Otuz dördüncü haftada hafif preeklampsi belirtileri çıktı. Otuz altıncı haftada planlı sezaryenle bebeğimiz doğdu. Sağlıklıydı, iki bin dokuz yüz gramdı, bir hafta kuvözde kaldı. Sonra eve geldi.
Bugün oğlum on aylık. Ben kırk altı yaşındayım. Zor günlerim var, özellikle uyku. Ama bu yolculukta kendime dair öğrendiğim şey, kendimi ileri yaşta bir anne olarak kabullenmekti. Bir dönem bu yaşı bir utanç gibi taşıyordum; şimdi bu yaş benim özgeçmişimin bir parçası.
İleri yaşta anne olmayı düşünen çiftlere söyleyebileceklerim: Rakamları dinleyin, reddedilebilir bilgi değildir. Doktorunuzla dürüst konuşun, size en uygun senaryoyu belirlemeye yardım edecektir. Donör yumurta seçeneği başta zor gelebilir ama bir psikolog eşliğinde değerlendirilmesi değerli olabilir. Gebelik sürecinde yüksek risk takibini ciddiye alın. Ve en önemlisi, kendinize karşı yumuşak olun. Geç kalmış değilsiniz; kendi hayatınızın takviminde olduğunuz yerdesiniz.